Bir daha gel Samsun'dan Atam...

19 Mayıs 2012 Cumartesi


Nice 19 Mayıs'ları özgürce, coşkuyla kutlayabilmeyi diliyorum...
Malum son dönemlerde bayramları da elimizden almak için epey uğraşıyorlar, bayramdan başka her şeye benzemeye başladı... 
Fazla bir şey yazmak istemiyorum.
Yılmaz Özdil'in bugünkü  yazısını paylaştım aşağıda, gayet manidar.
-----------------------------------------------------------------------------------
19 MAYIS
İlk badireyi henüz Boğaz’dan Karadeniz’e çıkarken atlattı…
Bandırma vapuru yolcuları.
*
Hayırdır inşallah dedi, süvari İsmail Hakkı, bu deniz feneri de neyin nesi?
*
Senelerdir aynı rotayı kullanmasına rağmen, ilk kez görüyordu bu deniz fenerini… Bizi yolumuzdan saptırmak için koymuş olmasınlar dedi, serdümen Basri… Dürbünle baktılar. Hakikaten öyle. Deniz fenerine uysalar, daha kafadan Poyrazköy’de karaya oturacaklardı.
*
Kanmadılar Damat Ferit’in diktirdiği çakma deniz fenerine, engin ufuklara açıldılar. Az gittiler. O da ne? Olmaması gereken yerde, al sana bi deniz feneri daha, Kefken’de… Normalde üç saniyede bir, üç defa çakıp, altı saniye susması gerekirken, kalecilerin gözüne tutulan lazer gibi, devamlı yanıyor, bu tarafa gel, bu tarafa gel diye bağırıyordu adeta… Bunu buraya dikse dikse, İngiliz muhipleri dikmiştir, biz yolumuzdan şaşmayalım dedi, çarkçıbaşı Süleyman... İyi ki de öyle dedi. Dinleselerdi sahte deniz fenerini, harss diye kayalıklara bindireceklerdi.
*
Ereğli’ye yaklaşırlarken, kömürümüz azaldı dedi, ateşçi Hamdi, yanaşalım da, fulleyelim bari. Yanaşalım yanaşmasına da, burda olması gereken deniz feneri nerde birader dedi, ikinci kaptan Tahsin… Bi filika indirdiler. Meğer, Bandırma kör olsun, henüz Ereğli’ye gelmedik herhalde diye aranırken, denizin ortasında duba gibi kalsınlar diye… Ampul’ü sökülmüştü deniz fenerinin! Yurtsever balıkçıların istihbaratına göre, Amerikan mandacılarının işiydi. Hamsi takalarıyla omuzlayıp omuzlayıp yüklediler kömürü ambara, vira… Ver elini Amasra.
*
Buyrun burdan yakın… Kıyıda, sağ taraflarında kalması gereken deniz feneri, teee derinlerde, sol taraflarındaydı. Ulan bu kadar da adilik olmaz dedi, lostromo Hasan, Anadolu’ya paralel gidelim derken, Rusya’ya doğru sürüklenelim diye, yerini değiştirmişler deniz fenerinin be.
*
İnebolu sahili, aynı şark kurnazı numara… Ters manyel veren deniz feneri, gene ters yerdeydi. Kaçak kalkan avcıları gibi batırılalım diye umut ediyorlar galiba dedi, kamarot Halit… Tayfa Mehmet’in uzattığı cigaradan bi nefes çekip üfledi, tabip yüzbaşı Behçet, gülümsedi.
*
Ve, Sinop… İlk adım’a son kulaç’tı. Hayret! Deniz feneri yerli yerindeydi. İkinci yaver Muzaffer, bu saatten sonra, değil deniz feneri, Sinoplu Diyojen’in lambasını görsem, gene inanmam, gölge etmesinler başka ihsan istemem diyordu ki… Deniz fenerinden ateş açıldı iyi mi! Son çare, İngiliz torpidosunun namlusuna deniz feneri süsü vermişlerdi. Gel gör ki, ıskaladılar. Çekti belindeki revolveri erkân-ı harp binbaşısı Hüsrev, bastı tetiğe, bunu Hasan Tahsin’den kaparo kabul edin, öbür taksitleri Samsun’da öderiz diye haykırdı.
*
Velhasılıkelam.
*


Yılmaz Özdil
PRINT RECIPE

2 yorum

  1. az önce bir blogta dünkü yürüyüşten bir fotograf gördüm de..madem bu kadar büyük bir gücümüz var neden her zaman birlik olamıyoruz diye düşündüm. daha da yazacak çok şeyim var da bununla ilgili gelince konuşuruz artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef her şey o kadar hızla değişiyor ki Türkiye'de artık dönülmez noktaya yaklaştık. Kimsenin de elinden bir şey gelmiyor. Her gün saçma sapan kanunlar çıkıyor haberimiz olmadan. Bilmiyorum çok ama çok umutsuz ve mutsuzum gidişattan dolayı...

      Sil

© Özge'nin OltasıMaira Gall