Filmler Filmler

29 Mayıs 2012 Salı

Uzun zamandır, izlediğim filmlerle ilgili yazmadığımı farkettim, aslında uzun zamandır işte bu dediğim bir film de izlemedim. O yüzden de yazmak gelmedi içimden. Zaten sayfanın sağ tarafında son izlediğim filmleri yazıyorum, ama belki fikrimi de merak edersiniz diye, topluca kısa kısa yorum yapmak istiyorum son 8 film hakkında.

DRIVE (2011)

Konusuna şöyle bir bakıp aksiyon filmi sanmıştım, hatta eşimi de öyle kandırdım, tam senin seveceğin tarzda, bol aksiyonlu bir film dedim. Aksiyonu geçtim film o kadar ağır, o kadar az diyaloglu bir film ki ben nereden öyle bir hisse kapıldım anlamadım.

Bazı kişilerin kült film kategorisine soktuğu, ayılıp bayıldığı bir film olmuş, ben maalesef pek zevk alarak izlemedim. 100 dk lık bir film olmasına rağmen bana 3 saat gibi geldi.

Konusu neydi derseniz; Ryan Gosling dublorlük yapan biri, çok iyi araba kullandığı için geceleri de soygun yapan adamlara şoförlük yapıyor. Oğluyla birlikte yaşayan komşusu Irene'e aşık oluyor, Irene'in pis işlere bulaşmış kocası hapisten çıkınca, ona yardım etmeye çalışan kahramanımız daha da pis işlere bulaşıyor. Falan filan. Çok merak ettiyseniz izleyin ama eminim daha iyi filmleriniz vardır izlenecek.


THE RUM DIARY (2011)

Diyceksiniz ki nerden buluyorsun bu filmleri, haklısınız valla ben de bilmiyorum nerden bulduğumu :)

Eşim de ben de Johnny Depp hayranıyız, dolayısıyla filmlerini de takip ederiz. Mesela The Tourist filmini pek beğenen olmamıştı ama biz bayılmıştık. Dedik ki bu film de öyle bir şey galiba. Ama yanılmışız. Çok sıkıldık, hatta sonunu bile izlemeden gidip uyumuş olabiliriz. Pek hatırlamıyorum.

Konusuna gelince 50'li yıllarda serbest gazetecilik yapan Paul Kemp New York'taki hayatını bırakarak küçük bir gazetede çalışmak için Porto Rico'ya gidiyor. Film boyunca da orada başına gelenler anlatılıyor. 

Arada komik taraflar var, güldüğümüz bir kaç yer de oldu ama yine de genel olarak sıkıcıydı.


ALBERT NOBBS (2011)

Son dönem izlediğim filmler içinde aklımda kalan, sıkılmadan izlediğim ve hatta hoşuma giden filmlerden biri. Şu afişte gördüğünüz öndeki erkek var ya o erkek değil Glenn Close'un ta kendisi. Film boyunca oyunculuğuna hayran kaldım. Dekor ve kostümler de mükemmeldi. Ben zaten dönem filmlerini seviyorum. Belki de o yüzden sıkılmadan izledim.

19.yy İrlanda'sında dönemin en popüler ve gösterişli otelinde yıllardır erkek kılığında uşak olarak çalışan bir kadının hikayesi bu. Kimse kadın olduğunu bilmiyor, zaten kendi de unutmuş kadın olduğunu denilebilir. Neden o şekilde yaşadığını filmin akışında öğreniyoruz. 

Çok derinlikli bir konusu yok belki ama bence etkileyiciydi.




NEVER LET ME GO (2010)


Eğer neşeli bişeyler izlemek istiyorsanız bu filmden uzak durun, alabildiğine dram, hüzün, iç sıkıntısı her şey var. Ama konusu itibariyle ilginç. Her ne kadar mantık hataları olsa da, insan bazı şeyleri çok saçma bulsa da yine de ilginçti.

Bir yatılı okulda büyüyen 3 arkadaş etrafında dönüyor her şey. İkisi kız biri erkek bu üç arkadaş, sıradan bir yatılı okulda değiller aslında. Burası diğer insanlara organ sağlamak için klonlanmış çocukların yetiştirildiği bir okul. Sıraları geldiğinde yavaş yavaş organları alınmaya başlıyor. Zaten bunun için yetiştirildiklerini biliyorlar.

Genel olarak etkileyici bir filmdi ama dediğim gibi çok karamsar bir film. Biraz içim daraldı izlerken.



IT'S  COMPLICATED (2009)


Eğlenceli bir şeyler izlemek istiyorsanız buyrun bu filmi izleyin. Çok süper bir film değil ama eğlenceli vakit geçirmek için izlenebilir. Meryl Streep ve Alec Baldwin'in oyunculuğu da filmi izlenir kılan sebeplerden tabii.

Yalnız Alec Baldwin severler epey bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Ben son zamanlarda kendisini izlememiştim, o kilolarla ufak bir fok balığı görünümünde geziyor ortada. Ama kendiyle epey barışık olacak ki bir sahnede gayet çıplak şekilde arzı endam ediyor :)

Jane ve Jake 10 yıl önce boşanmış bir çift. Jake karısını genç bir kız için terketmiş ve onunla evli. Ama oğullarının mezuniyet töreninde birden Jake eski günlerini özlediğini farkedip Jane'le tekrar birlikte olmak istiyor. Bir anda aralarında gizli bir ilişki başlıyor. Sonrasında oldukça komik durumlara düşüyorlar tabii.


WATER FOR ELEPHANTS (2011)

Bu film vizyona girdiğinde afişine bakıp bunu izlemeliyim demiştim. Sonra sinemada izlemek kısmet olmadı bir türlü. Neyse dvd'den izleriz dedim onda da epey geciktim. Bazen olmayınca olmuyor. Neyse ki geçenlerde artık zamanıdır dedim ve izledik.


Sonuçta eh işte izlenebilir bir film ama süper mutlaka izlenmeli denilecek bir film değil maalesef. Belki de bu filmle ilgili beklentilerim yüksek olduğu için biraz hayal kırıklığı yaşatmış olabilir emin değilim.

Konusu şöyle: Jacob anne ve babasının ölüm haberini aldığında veterinerlik son sınıf öğrencisidir, ailesinden kalanlar borçlara gidince beş parasız ve kimsesiz olarak kalır, hayatını kazanmak için gezici bir sirk ekibine katılır. Sirk sahibi kendisine asi fil Rosie'yi eğitme görevini verir. Bu arada sirk sahibinin güzel karısı Marlena'ya da aşık olmuştur. Bu zorlu dünyada hem ayakta kalma savaşı verirken bir yandan da bu gizli aşkla baş etmeye çalışır.

500 DAYS OF SUMMER (2009)


"Genç adam genç kızla tanışır...Erkek aşık olur...Kız aşık olmaz... Gerçek aşkın varlığına inanmayan bir kadınla, ona aşık olan genç adamın sıradışı, romantik ve komik hikayesi" diye yazıyor filmin konusunda.

Hakkında epey olumlu yorumlar okumuştum ve uzun zamandır izlemek istiyordum bu filmi, ama diğer bir çok kişi gibi ben filme ölüp bitmedim, hatta sıkıldığım yerler de oldu. Bir daha izler miyim kesinlikle hayır.

Kurgusu ilginçti, müzikler güzeldi, daha önce izlediğim aşk filmlerine benzemiyordu ki zaten aşk filmi olmadığını da en başında söylüyor. Değişikti yani siz bana bakmayın isterseniz izleyin belki seversiniz.



EXTREMELY LOUD & INCREDIBLY CLOSE (2011)


Son dönemde bir çok arkadaşımdan çok iyi film diye yorumlar duymuştum. Merak ettiğim filmlerdendi.

Gerçekten çok etkileyici bir film, 11 Eylül ile ilgili filmler beni çok etkiliyor. Daha doğrusu ölümlerden sonra, geride kalanların bu durumla başa çıkmaya çalışması beni mahvediyor. İçim paramparça oluyor. Kendimi ister istemez onların yerine koyuyorum. Acılarını hissediyorum.

9 yaşındaki yarı otistik bir çocuk olan Oskar'ın en yakın arkadaşı babası, onunla sürekli keşif gezileri yapıyor, oyunlar oynuyorlar. Babası insanlarla sosyal iletişime geçmesi için çabalıyor. Ve en kötü gün dedikleri 11 Eylül'de babası da o binada hayatını kaybedince Oskar'ı hayata bağlayan tek şey babasından kalan gizemli bir anahtar oluyor. Azimle o anahtarın açacağı kapıyı bulmak için uğraşıyor.

Harika bir performans izliyoruz küçük oyuncudan. Çok ama çok etkileyici. Yaşadığı duyguları seyirciye çok güzel yansıtmış. Ben şahsen izlerken perişan oldum. Özellikle de son 15 dakikasında koptum resmen.

Ağır tempolu olduğu için belki herkesin hoşuna gitmeyebilir ama ben yine de tavsiye ederim.
PRINT RECIPE

2 yorum

  1. Bİizmkide aksiyon seviyor. Bir aşk filmi seyredemiyoruz. Sen tekken seyret diyor ya :S

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef canım öyle bir durum var, biz arada bir izliyoruz ama yukardaki filmlerin çoğunu ben kendim izledim :)

      Sil

© Özge'nin OltasıMaira Gall