Devir... Çocuk Gözüyle Bir Devrin Hikayesi...

5 Mart 2015 Perşembe

80 ler Türkiye’si… Bugün Türkiye’nin neden bu halde olduğunun anlaşılması için derinlemesine incelenmesi gereken bir dönem… O yıllarda yaşayanların sızıyla andıkları, çok muhtemel unutmaya çalıştıkları, babalarımızdan, bir hikaye dinler gibi dinlediğimiz, “Baba hadi bir daha anlat, nasıl kestiler yolunuzu, siz nasıl kurtuldunuz ellerinden” diye defalarca sorup, kocaman açılan gözlerimizle dinlediğimiz bir dönem…

Ece Temelkuran’ın Devir romanının çıktığını görünce hiç düşünmeden aldım ve okumaya başladım, siyasi alt yapısına, bilgisine hayran olduğum, yazım dilini sevdiğim bir kadın çünkü O… Siyasi roman okumayı çok da sevmiyorum aslında, hem o dönemleri iyi bilmediğimizden hem de dili itibariyle zorluyor insanı, işte tam da bu yüzden, diğerleri gibi olmadığından çok ama çok sevdim “Devir”i…
Türkiye’nin dönüm noktalarından biri olan 80 darbesi dönemi, her gün bir gencin öldürüldüğü, sizden mi bizden mi şeklinde kan davasına dönüşmüş, tam bir iç savaş haline gelmiş, kardeşin kardeşi vurduğu rezil yıllar… Biz bütün olanları iki küçük çocuğun gözünden, onların aklıyla, duygularıyla okuyoruz… Belki de o yüzden çok akıcı ve kolaylıkla içinde bulunulan siyasi ortamı anlamamızı sağlıyor…

“Devir”, sürekli İstanbul temelinden bakılan Türkiye sosyolojisine karşın Cumhuriyet şehri Ankara ve Kuğulu Parkı merkeze alıyor… Romanın iki kahramanından biri 8 yaşındaki Ayşe, anne babası 12 Mart darbesinden sonra evlenmiş, orta halli bir ailenin çocuğu… Diğer kahraman Ali ise bir gecekondu mahallesinde yaşayan, pek fazla konuşmayan bir çocuk… Bu iki dostun tanıştıkları günden itibaren tek bir amaçları var “Kuğulu Park’taki kuğuları kurtarmak” eğer bunu başarırlarsa “devrimci abi ve ablaların” ölmelerini engelleyeceklerine inanıyor ve bunun için planlar yapıyorlar…

Aman okuyup ne olacak geçmiş gitmiş bir dönem diye düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz, çünkü “Devir” sadece geçmişte kalmış bir dönemi değil, bir dönemin bugüne dek uzayarak nasıl evrildiğini anlatıyor aslında. Günümüz gençliğinin isyan duygusunun kökenini işaret ederek, bugünün geçmişten beslendiğini, ülkedeki isyancı geleneğin aslında ne kadar derin ve alttan alta süren bir yapısı olduğunu da gösteriyor…

“Unutmamak ile hatırlamak aynı şey midir” diye soruyor Ayşe… Roman boyunca görüyoruz ki, sadece üzerinde sürekli konuşulan mevzular değil, unutuldu sandıklarımız da hayatımızı etkileyip belirliyor aslında…
“Devir” sadece bir dönem romanı değil aslında, bir seksenler parodisi hiç değil; ismiyle, kurgusuyla tüm zamanlara devredilmiş baskıdan, acıdan, değişim ve devrim umudundan, çocukluk kaygılarından ve memleket halinden söz eden bir roman…

Beni çok etkileyen bir alıntıyla bitirmek istiyorum, içime bir şey oturdu kaldı bunu okuyunca, anlatmakla olmaz okunmalı…

“71’de bizi aldıklarında niye cezaevine gelmedin anne? Beni nasıl bıraktın orada?”

İlyas Efendi öyle demeseydi:

“Askerler çocuklara bir şey yapmaz Nejla Hanım. Ne yapacaklar? Hatta iyi bile hapiste olması. Bari sokaktaki komünistlere katılmaz. Hem alsın dersini!”

Ben giderdim de… Ben de mi içimden dersini alsın diye geçirdim acaba? Fakat nereden bileceksin? İşkence mi duyduk o zamana kadar? Hem de gencecik kızlara… İşkence bilmiyorduk ki biz… Bilsek…

PRINT RECIPE

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

© Özge'nin OltasıMaira Gall