Büyülü Bir Hikaye: Semerkant

8 Haziran 2017 Perşembe

Bundan sonra her ay bir kitap yorumu yazacağımı söylemiştim, Mayıs ayında fırsatım olmadı ama Haziran'ın başına yetiştim :) Hatta kitabı bitirdiğim gibi soluğu blogda aldım, o kadar beğendim ki üzerimdeki etkisi geçmeden hemen anlatmalıydım.

Bu kitap, Amin Maalouf'un okuduğum ilk romanı, daha önce neden okumadığımı bilmiyorum, hem yazarın hem de kitabın ismine çok aşinaydım oysa ki. Üstelik lise yıllarında Ömer Hayyam'ın rubaileriyle tanıştığımdan beri onun da hayranıydım... Aaa biliyorum o kitabı dedim, arkadaşım mutlaka okumalısın dediğinde. Bazen oluyor böyle, demek ki kısmet bugüneymiş :) Diğer kitaplarını da sıraya koydum en kısa zamanda okunacaklar.


Yazardan biraz bahsetmek istiyorum; Amin Maalouf (Emin Maluf), 1949 Beyrut (Lübnan) doğumlu bir gazeteci, 1975'e kadar Lübnan'da gazetecilik yapıyor ve o tarihte Paris'e göç edip, halen de Paris'te yaşıyor. Romanlarında genellikle Doğu'ya özgü öğeleri incelikle işleyen yazar, Doğu'ya ait gelenek göreneklerden de sık sık bahsediyor.

Semerkant 1072 yılında Semerkant'ta başlayan ve 1912'de Titanic faciası ile sona eren bir roman... Aslında genel anlamda 2 bölüme ayrılmış gibi; ilk bölümde Ömer Hayyam'ı ve Rubaiyat'ı yazma hikayesini dinliyoruz, ikinci bölümde ise Benjamin Ömer Lesage çıkıyor karşımıza, Ömer Hayyam hayranı bir çiftin çocuğu olan ve onun hikayelerini dinleyerek büyüyen Benjamin'in rubaiyatın peşine düşüp İran'a gidişi ve buradaki maceraları anlatılıyor.


Birinci kısım (kitaptaki ilk 2 bölüm) inanılmaz akıcı ve çok keyifliydi, Tarihi kurgu sevenlerin çok hoşuna gidecek sürükleyici bir hikaye... Dönemin bilgeliği ve şairliğiyle tanınan ünlü ismi Ömer Hayyam'ın yine o döneme damga vuran Hasan Sabbah ve Nizamülmülk ile olan ilişkilerini ve Rubaiyatı nasıl yazdığını anlatıyor. Böyle söyleyince eee ne var ki bunda diyebilirsiniz, ama hikaye ve hikayenin geçtiği dönem öyle masalsı ki insan elinden bırakmadan okuyor.

İkinci kısım (kitabın son 2 bölümü) biraz daha sıkıcıydı benim için, ilk bölümü okuduğum hızla ve keyifle okumadım ama yine de güzeldi. Bu bölümde, daha çok İran'ın siyasi çalkantıları ve özgürlük mücadelesi var arka fonda. Burada Benjamin Ömer Lesage'ın çocukluğu boyunca anne babasından dinlediği el yazması Rubaiyat'ın, aslında bir efsane olduğunu düşündüğü sırada, gerçek olduğunu öğrenip peşine düşmesi ve onun izini sürerken yaşadığı macera ve aşk anlatılıyor. Maalesef bu ikinci bölüm biraz zorlama olmuş gibi. Çoğu zaman hikayeden kopup bu kimdi şimdi falan dediğim oldu ama ilk bölümün güzelliği sayesinde, kitabı okuduğunuza değiyor.

Sonuç olarak herkese tavsiye edebileceğim, masalsı bir dille anlatılmış müthiş bir roman. Siz de belki benim gibi bu kitap sayesinde Amin Maalouf'la tanışıp anlatımına hayran kalır ve diğer kitaplarını da okursunuz :)Yorumlarınızı merakla bekliyorum hem buradan hem instagram'dan :)


Kitaptan alıntılar:


...Kitaplarda yer almış bir öyküdür. Üç arkadaştan söz eder. Derler ki: Binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah. 


... Bu konuşmayı izleyen aylarda küp denklemleri ile ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel denklemin bilinmeyenine, Arapça "şey" diyordu, bu sözcük İspanyolca yapıtlarda Xay diye yazıldığından, zamanla X biçimi alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti...


... Anlatıldığına göre, Ömer'in beşbin altın dinar istemesi üzerine şaşıran bir vezirin
- Ben bu kadar para almıyorum, onu biliyor musun? deyişine Hayyam;
- Çok doğal diye yanıt vermiştir
- Nedenmiş?
- Çünkü benim gibi bilginlere yüzyılda bir rastlanır, oysa senin gibi vezirlerden her yıl beş yüz adet atanacak adam bulunur...


...Yönetmek için gereken vasıflarla iktidara gelmek için vasıfların aynı olmadıklarını söyle ona. İşlerin iyi idaresi insanın kendini unutup sadece başkalarıyla, özellikle de en muhtaç durumdakilerle ilgilenmesini gerektirir; oysa iktidara gelmek için insanların en açgözlüsü olup kendinden başka hiçbir şeyi düşünmemek, en yakın dostlarını bile ezmeye hazır olmak lazım. 


...Façalı Surat'ın sesi biraz yükseldi: 
-Ben kendi payıma ağzıma bir damla şarap koymam, mekanım cennet olsun isterim. Sen oraya, yanıma gelmeye pek istekli değilsin herhalde. 
Ömer Hayyam: 
-Durmadan hikmetler yumurtlayan ulema takımıyla sonsuza dek bir arada kalmak için mi? Hayır, teşekkürler, Allah bize başka şeyler vaat ediyor...


PRINT RECIPE

5 yorum

  1. Ahh ben de çok severim Amin Maalouf'u, farklı olarak uzun zaman önce tanıştım "Doğu'nun Limanları" ile. "Semerkant"ı da okuyalı çok oldu. Konularını anımsamakta zorlansam da zihnimde bıraktığı tat ve okuma keyfi bambaşka. Kökeni ve yaşamı sayesinde Doğu-Batı kavramını ele alışı ve değerlendirmeleri bambaşka bana kalırsa. Yani sadece romanlarını değil deneme kitaplarını da tavsiye ederim. İyi okumalar:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten anlatımı ile insanı içine alıyor. Ben de şimdi Doğu'nun Limanları'nı bitirmek üzereyim :) Sevgiler...

      Sil
  2. Amin Maalouf'u çok severim tüm kitapları güzeldir, Semerkant ise benim için ilk sırada gelir. Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok sevdim, bunca zaman neden okumamışım bilmiyorum. Şimdi Doğu'nun Limanları'nı okuyorum o da harika. Sevgiler...

      Sil
  3. Açıkcası yarına ödevim var ve ben kitabi okuyamadim ve nasil bisey yazmam gerekiyorfu bilmiyorum. Ama bu yazi bile bana cok ysrdimci oldu tedekurler

    YanıtlaSil

© Özge'nin OltasıMaira Gall