Top Social

İzlediğim Son 3 Film

12/20/2012
Geçtiğimiz hafta film izleme konusunda epey verimli geçti, bir süredir izlemek istediğim 3 filmi de izledim.  Üçünü de çok sevdim. İlgilenenler için kısa kısa yorumlarımı aşağıda paylaşıyorum.

Zenne (2012)
Vizyona girdiğinde de ilgimi çekmiş ama bir türlü gidip izleyememiştim, gecikmeli de olsa  izleyebildim nihayet. Aldığı ödüllerin tümünü hak eden bir film bence. İçinizi burkan, paramparça eden, isyan ettiren...

Detayları anlatırsam bir anlamı olmaz, o yüzden kısaca anlatıyorum ki siz de mutlaka izleyin. Ben çok beğendim.

3 farklı adamın hikayesi bu, doğulu tutucu bir ailenin İstanbul'a okumak için gelmiş oğlu Ahmet, zennelik yapan, cinsel kimliğini saklamayan Can ve Alman Fotoğrafçı Daniel'i izliyoruz film boyunca. Cinsel kimliklerinden dolayı yaşadıkları zorluklar, toplumun, ailelerin baskısı... Keşke kimse kimsenin özel hayatına karışmasa, yargılamasa, herkes istediği şekilde mutlu mesut yaşasa...

A Happy Event (2011)
Orjinal adı "Un Heureux événement" olan bu Fransız filmi Türkiye'de "Aramızda Bebek Var" adıyla vizyonda yerini almış. Bu aralar bu tarz filmleri izlemek hoşuma gidiyor nedense :) Bu filmi de yeni doğum yapmış bir arkadaşım tavsiye etmişti. İzlediğim bebek temalı filmlerin arasında en iyisiydi diyebilirim.

Nicolas ve Barbara büyük bir aşkla evlenmiş, mutlu, sorunsuz bir çift. Çocuk yapmaya karar verdikten sonra, hamilelik, doğum ve bebekli hayatın ilişkilerini, hayatlarını nasıl etkilediğini izliyoruz. Aslında daha çok Barbara'nın gözünden izliyoruz, bu dönem boyunca duygularını, düşüncelerini net şekilde anlatıyor. Buradaki baba biraz vurdumduymaz ve karısının neler hissettiğini pek de anlamayan biri. 

Ben filmi çok başarılı buldum. Bebek bekleyen ya da yeni bebek sahibi olmuş tüm çiftlerin izlemesini öneririm. Özellikle de babalar için faydalı olacaktır :)

My Week With Marilyn (2012)
Colin Clark'ın günlüklerinden sinemaya uyarlanmış bir film. Marilyn Monroe'yu seviyorsanız mutlaka izleyin. Michelle Williams çok başarılı şekilde canlandırmış efsane oyuncuyu. Mimikleriyle, tavırlarıyla on numara bence. 

Colin Clark 23 yaşında Oxford'da okuyan ve tanınan bir ailenin oğlu. 1956 yazında ani bir kararla okulu bırakıp sinema sektörüne girmeye karar veriyor ve bir anda kendini o sırada çekimlerine başlanan "The Prince and The Showgirl" filminin setinde en alt kademe asistanlardan biri olarak buluyor. Ve filmde Colin'in gözünden Marilyn Monroe'nun İngiltere'de geçen 1 haftasına tanıklık ediyoruz. 

Marilyn'in duygusal iniş çıkışlarını, hassasiyetini, o seksi yıldızın içinde aslında sevgiye muhtaç bir kız çocuğu olduğunu, o renkli yalan dünyadan ne kadar bunaldığını öyle güzel anlatıyor ki film, alıp o ortamdan kaçırmak istiyorsunuz Marilyn'i. Ben çok keyifle izledim. Tavsiye ederim...


* Yazılarına yorum yapmak istiyorum ama nasıl yapacağımı bilemiyorum diyorsanız şurada detaylı anlatımı bulabilirsiniz.

*  Yazdığın yeni yazılar mail adresime gelsin diyorsanız şuraya mail adresinizi girin, sonrasında bir onay maili gelecek (spam'e düşebilir) o maili onayladıktan sonra işlem tamamdır.


Post Comment
Yorum Gönder