Top Social

Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gökçe'nin Filmleri (Sevdiğimiz Animasyon Filmler)

11/10/2016

Uzun zamandır takipçim olanlar bilirler eskiden sık sık izlediğim filmlerle ilgili yazılar yazardım. Gökçe doğduktan sonra bu yazılar yok denecek kadar azaldı, çünkü film izlemek için kesintisiz kendime ait 2,5 saat yaratmak epey güçleşti :) Arada boşluk bulduğumda da, daha kısa olduğu için yabancı dizileri tercih ediyorum. 

Bununla birlikte, Gökçe 2 yaşına geldikten sonra animasyon film arşivim epey genişledi, ben bazı alışkanlıkların çocukluktan başlayarak edinildiğine inanıyorum, kitap okumak, film izlemek gibi. Ve Gökçe'nin de film kültürü olsun çabasındayım. O yüzden bol bol yeni animasyonlarla tanıştırıyorum onu.

Bu yazıyla hem diğer annelere fikir vermek hem de Gökçe'ye bir anı bırakmak istedim. 2 senede izlediği filmleri yazdım. Siz de yorumlarda çocuklarınızın sevdiği animasyonları ve önerilerinizi paylaşırsanız çok mutlu oluruz.

Inside Out: Müthiş Bir Animasyon

3/01/2016

Inside Out (Ters Yüz) filmi 2016 Oscar Töreninden, en iyi Animasyon ödülünü alarak ayrıldı. Bu yazıyı yazmak aslında 2 aydır aklımda da bir türlü kısmet olmamıştı, Oscar aldıktan sonra artık zamanı geldi dedim. Bir çok kişi gibi ben de, en iyi animasyon değil en iyi film dalında yarışması gerektiğini düşünüyordum, bence gelmiş geçmiş en sağlam konuya sahip animasyon filmi kendisi.

Gökçe'ye yavaş yavaş film izleme olayını aşılamaya başladım da, şimdilik Nemo, Up (Yukarı Bak), tabii ki Frozen (Karlar Ülkesi) ve son zamanlarda Shrek izliyor. Geçen aylarda bir ofis arkadaşım dedi ki, bir film var İnside Out diye, aslında çocuklar kadar büyüklere de hitap ediyor, mutlaka izleyin.

Tadı Damağımda Kalan Filmlerden Biri...

12/18/2015

Haftasonuna saatler kala, yeni bir tarif veremesem de harika bir film önerisi yapıcam. Çok lezzetli bir film olduğunu söyleyebilirim :)

Geçtiğimiz C.tesi Gökçe öğle uykusunu 3 saate uzatınca benim de film izleme şansım oldu, kalkıp bir kaç yeni tarif deneyebilirdim ama bu sefer tercihimi film izlemekten yana kullandım. Filmin konusu da yemek üzerine olunca keyfim ikiye katlandı.

The Hundred-Foot Journey filmi, ismi Türkçe'ye çevrildiğinde "Yüz Adımlık Yolculuk" olması gerekirken, ülkemizde Eylül.2014'de "Aşk Tarifi" adıyla vizyona girmiş, Richard C.Morais'in aynı adlı romanından uyarlanmış bir film.

Yemeğe Azıcık İlginiz Varsa Chef Filmini İzleyin

9/18/2014

Daha önce de yazmıştım, konusu yemek olan filmleri seviyorum. Haftasonu Gökçe erken uyuyunca ne izlesem diye bakınırken, 2014 yapımı Chef filmini gördüm. Oyuncuları kimdir, konusu nedir bakmadan açtım izlemeye başladım. 

Oyuncuları gördükçe epey şaşkınlık yaşadım, yardımcı rollerde Dustin Hoffman, Robert Downey Jr, Scarlett Johansson falan vardı. Yardımcı rol derken, cidden çok kısa sürelerle gözüküyorlar filmde. Sonradan anladım ki, filmin senaristi, direktörü ve başrol oyuncusu olan Jon Favreau Iron Man de dahil bir çok ünlü filmin yönetmeni ve yapımcısıymış. Sanırım sevilen biri ki, bu büyük oyuncuları böyle küçük rollerde oynatabilmiş. Çok da hoş olmuş.

Robin Williams ve Balıkçı Kral...

8/12/2014

Sabah işe gitmek üzere arabaya bindim, her zaman yaptığım gibi Show Radyo'yu açtım... Nihat Sırdar'ı dinleyerek güne başlamayı seviyorum. O zaman duydum Robin Williams haberini... İçim acıdı... İşe geldiğimde haberlere bakınca, intihar olduğunu öğrendim ki, nedense daha da bir canım yandı... Çok mu mutsuzdu, yalnız mıydı, neden neden diye dolanıp durdu kafamda sorular...

Sonra can arkadaşım, ortaokul ve lise yıllarımızı yapışık geçirdiğimiz Pınar'ın facebook'daki gönderisini gördüm ;

Çoğunluk 'Ölü Ozanlar Derneği' ile hatırlıyor onu.. Benimse aklımda Balıkçı Kral (The Fisher King) var. Koşa koşa kitabını alıp okuduğumuz sonra filmini izlediğimiz.. 

O ana kadar aklıma gelmemişti Balıkçı Kral, yazıyı okuyunca bir anda o yıllara gidiverdim. Pınar da ben de kitap kurduyduk (hala da öyle ya) harçlıklarımızdan artan tüm parayı kitaplara yatırırdık. Yine kitap raflarını tararken görmüştük "Balıkçı Kral"ı, sanırım kapakta Robin Williams'ı görünce ilgimizi çekmişti de alıp okumuştuk. Hayran kalmıştık, sonra filmini izleyince daha da artmıştı hayranlığımız. Sonrasında defalarca izledim filmi. Her sahnesi aklımda...

Masalsı Bir Film: Kitap Hırsızı

3/19/2014
"İşte küçük bir gerçek: ÖLECEKSİNİZ, tüm uğraşlara rağmen hiç kimse sonsuza kadar yaşamaz. Spoiler verdiğim için kusura bakmayın. Benim tavsiyem, o zaman geldiğinde panik yapmayın, pek bir işe yaramıyor."

Filmin başında dış ses olarak Azrail'den dinlediğiniz bu sözlerle çarpılıyorsunuz. Film boyunca ara ara ve filmin sonunda da duyuyorsunuz sesini. Sonsuz beyazlıkta yol alan bir kara trende annesi ve erkek kardeşi ile yolculuk eden, filmin kahramanı Liesel'le karşılaşıyorsunuz hemen ardından...

The Best Offer: Gizem ve Sanat Dolu Bir Film...

2/10/2014
Cumartesi günü Gökçe bize bir güzellik yapıp akşamüstü saat yedide uyuyunca ve bir saat sonra uyanır diye beklerken, gece uykusuna geçiş yapınca, biz de fırsattan istifade film izleyelim dedik. Hatta ben Gökçe uyumak üzereyken eşime whatsapp ten "hemen film seçip bilgisayarı ayarla Gökçe uyumak üzere" diye mesaj attım ki vakit kaybetmeyelim :) 

Eşim "The Best Offer"ı seçmiş, laptop'ı TV ye bağlamış beni bekliyordu. Filmin adını hiç duymamıştım daha önce, konusunu okuyunca da çok ilginç gelmedi ama İMDB puanı 7,9 olunca vardır bir hikmeti dedim. Hem de ne hikmetmiş aman aman. Son dönem izlediğim en güzel filmdi diyebilirim.
İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore'nin son filmi, 2013 yapımı "The Best Offer", orjinal ismiyle "La Migliore Offerta", son derece durağan ve uzun bir film olmakla birlikte, öylesine sürükleyici ve görsel olarak mükemmel ki, bir an bile sıkılmıyorsunuz izlerken.

Başroldeki Geoffrey Rush'ı en son The King's Speech filminde izlemiş ve o zaman da hayran olmuştum oyunculuğuna. Bu filmde de rol yapmıyor resmen yaşıyor rolünü. Dolayısıyla da sizi tamamen filmin içine çekiyor. Duruşuyla, ses tonuyla, bakışlarıyla on numara bir oyunculuk sergiliyor her zaman olduğu gibi.

Gerilimin Hakkını Veren Bir Film: Prisoners

1/15/2014
Blogumu yeni takip etmeye başlayanlar bilmezler belki, ben bir zamanlar izlediğim filmleri ve okuduğum kitapları da paylaşıyordum buralarda. Son film yazımın üstünden 10 ay geçmiş :) İzleyemeyince yorum da yazılamıyor tabii.

Yeni çocuğu olmuş arkadaşların, film izlemeyeli aylar oldu serzenişlerine tuhaf tuhaf bakar içimden de nolacak ki çocuk uyuyunca aç izle derdim. Öyle olmuyormuş maalesef, çocuk uyuyunca (uyursa tabii) yapılacak son şeylerden biri oluyormuş film izlemek. Zaten öyle yorgun olunuyormuş ki, film koysan da ilk yarım saatte uyumak garantiymiş :) Gökçe artık 10 aylık oldu, uykusu biraz daha düzene girdi de, yeni yeni başladık tekrar film izlemeye. 

Konusu Yemek Olan Filmlere Bayılıyorum

3/29/2013

Doğumdan 3 hafta önce izne ayrılıp bu 3 haftayı evde yatarak geçirmiştim, işte bu sırada izlediğim filmlerden birini anlatıcam size, mutfakta geçen çok ama çok keyifli bir film...

2012 yapımı bir Fransız filmi Comme Un Chef (The Chef). Başrolde Jean Reno var. İzlenecek filmler arasına kaydetmiştim, kim önermişti, nerede görmüştüm hatırlamıyorum. İyi ki izlemişim, çok sevdim, hatta bir kez daha izlerim.

Konusu şöyle;

Çok Leziz Bir Film: Toast (Tost)

2/17/2013
Eğer sevgili Aylin blogunda anlatmamış olsaydı bu filmden belki de hiç haberim olmayacaktı. Okuduğum zaman mutlaka izlemeliyim dedim. Hem içinde yemek olan filmleri hem de gerçek hayat hikayelerini çok severim, bu filmi seveceğimden emindim. Gerçekten öyle oldu. Çok çok keyifle izledim. Film, İngiliz şef ve yemek yazarı Nigel Slater'ın çocukluk ve gençlik anılarını anlattığı kitaptan uyarlanmış. 

Küçük Nigel'ın annesi yemek pişirmeyi bilmeyen, eve konserve dışında açık hiçbir şey sokmayan bir kadın. Konserveleri ısıtıp yemek diye yediriyor, hatta bazen konserveyi bile ısıtırken yakıp sadece tereyağlı kızarmış ekmeği akşam yemeği diye sunuyor  :) Bununla birlikte nasıl oluyorsa Nigel'ın mutfağa ve yemeklere ilgisi inanılmaz, akşamları yorganın altında gizli gizli yemek kitapları okuyup kendinden geçiyor. Hatta annesiyle birlikte bazı tarifleri deneme cesaretini gösteriyor.

Harika Filmler İzledim Bu Ara...

2/01/2013

Hazır haftasonu gelmişken, son dönem izlediğim filmler hakkında yazayım dedim. Belki siz de ne izlesek diye düşünüyorsunuzdur.  Buyrun size bir kaç öneri;

Operasyon: Argo Farklı Bir Gerilim Filmi

1/21/2013
Bu ara bir film izleme aşkı geldi bize. Oscar Adayları da belli olunca, izleyelim şunları fırsat varken dedik. 1,5 ay sonra gelecek olan evimizin yeni üyesi sayesinde uzunca bir süre filmlerle ilişkimiz kesilebilir zira :)

Argo (Operasyon Argo) filmi de en iyi film dahil 7 dalda oscar adayı. Ben Affleck hem yönetmiş hem de başrolde oynamış. Yönettiği bir önceki film The Town'ı da çok beğenmiştim, aynı şekilde bu filmde de yönetmenliği ve oyunculuğuyla başarılı bir performans sergiliyor.

Film tarihi ve dramatik öğelerin yanı sıra bence fazlasıyla ve asıl olarak gerilim filmi. Bu kadar sakin bir filmde bu kadar gerileceğimi düşünmezdim. Bu arada Tahran olarak gösterilen mekanların bir çoğu Türkiye'de çekilmiş. Ama dikkat etmezseniz siz bile Tahran olduğunu düşünebilirsiniz.

The Intouchables: İnsanın Yüreğine Dokunuyor

1/08/2013
Bugün size nefis bir filmden bahsetmek istiyorum. Son dönemde epeyce film izleme şansım oldu ama hepsinden kısa kısa bahsedip bu filmin arada kaynamasını istemedim. O yüzden özel post yazmak istedim.

Yazıda filme ait kilit bilgiler vermiycem, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz ve sonra hemen gidip filmi izleyin bence.

"Intouchables" (Can Dostum) bir Fransız filmi, ama bunu bilmesem asla Fransız filmi olduğunu anlamazdım. Sizde de bu konuda bir ön yargı varsa, bu film için bir kenara bırakabilirsiniz.

Üstelik gerçek bir hikayeden uyarlanmış, dolayısıyla filmin etkileyiciliği daha da artıyor.

Bazı yerlerde komedi filmi olarak kategorilendirilmiş, bu şekilde söylemek filme haksızlık olur. Film boyunca çok gülüyorsunuz, düşünüyorsunuz, arada hüzünleniyorsunuz. Her türlü duyguyu bir arada yaşıyorsunuz. Filmin sonunda ise, en sevdiğiniz tatlıyı yedikten sonra damağınızda nefis bir tat kalır ya, işte öyle bir tat kalıyor.

İzlediğim Son 3 Film

12/20/2012
Geçtiğimiz hafta film izleme konusunda epey verimli geçti, bir süredir izlemek istediğim 3 filmi de izledim.  Üçünü de çok sevdim. İlgilenenler için kısa kısa yorumlarımı aşağıda paylaşıyorum.

Zenne (2012)

Vizyona girdiğinde de ilgimi çekmiş ama bir türlü gidip izleyememiştim, gecikmeli de olsa  izleyebildim nihayet. Aldığı ödüllerin tümünü hak eden bir film bence. İçinizi burkan, paramparça eden, isyan ettiren...

Detayları anlatırsam bir anlamı olmaz, o yüzden kısaca anlatıyorum ki siz de mutlaka izleyin. Ben çok beğendim.

3 farklı adamın hikayesi bu, doğulu tutucu bir ailenin İstanbul'a okumak için gelmiş oğlu Ahmet, zennelik yapan, cinsel kimliğini saklamayan Can ve Alman Fotoğrafçı Daniel'i izliyoruz film boyunca. Cinsel kimliklerinden dolayı yaşadıkları zorluklar, toplumun, ailelerin baskısı... Keşke kimse kimsenin özel hayatına karışmasa, yargılamasa, herkes istediği şekilde mutlu mesut yaşasa...

Friends With Kids (Mükemmel Plan)

11/28/2012

Bu aralar filmlere konsantre olmakta zorlanıyorum nedense, dönem dönem oluyor bana, film izlemek istemiyorum, izlediğime odaklanamıyorum falan. Geçenlerde canım romantik komedi izlemek istedi baktım bu aralar vizyonda "Friends With Kids" diye bir film var. Onu izliyim dedim, itiraf ediyorum sinemada izlemedim, online izledim. 

Genel olarak iyi vakit geçirmenizi sağlayan, insanı sıkmayan bir film, feel good movie dedikleri tarzda bir film, sonunda insana kendini iyi hissettiriyor.

Konusu ise kısaca şöyle;

Son Dönem İzlediğim Filmler

11/01/2012
Uzun zamandır pek film izleyemiyordum, fırsat buldukça yabancı dizilere takıldım. Tatilden istifade edip geçen hafta 3 film izledim. En çok beğendiğimden başlıyım yorumlarıma:
Hysteria (Mutlu Et Beni)
Bu filme bayıldım diyebilirim, çok keyifli, eğlenceli bir film. Ve de gerçek olaylara dayanıyor. Konusu itibariyle de oldukça ilginç. Altta yazdığım detaylı konuyu okumak istemeyenler için şu kadarını söyleyebilirim, film vibratörün nasıl icat edildiğini anlatıyor. Bu bile yeterince ilgi çekici değil mi :)
Dr.Mortimer Viktorya Dönemi Londrası'nda idealist bir doktordur ancak örümcek kafalı eski doktorlar yüzünden çalıştığı hiç bir hastanede tutunamayıp sürekli kovulur. (Bu arada o dönemde mikrop kavramının henüz bilinmeyişi ve yaşlı doktorun Dr.Mortimer'le bu konuda tartışması çok ilginçti) 
Dr.Mortimer yine iş arayışına girdiği sırada, özel muayenehane sahibi Dr.Robert'ın yanında işe başlar. Dr.Robert depresyon da dahil her türlü ruhsal sorunu "Histeri" olarak adlandırıyor ve bunun çözümünün vajinal masaj olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla zengin teyzeler doktorun kapısında kuyruk oluyor :) Mortimer'in genç ve yakışıklı oluşu dolayısıyla işler daha da artıyor. Ancak bir süre sonra Mortimer'in eli bu yoğunluk karşısında iflas ediyor ve çalışamaz bir hale geliyor.

Hayatımdaki Değişiklikler

9/19/2012
Artık hamileliğimin 17. haftasındayım yani hamileliğin altın çağı denilen 2. üç aylık döneme girdim. Ve gerçekten 12. haftadan itibaren bir çok sıkıntım da geride kaldı. Yemeklerle aram düzeldi, halsizliğim azaldı, normal hayatıma dönüş yaptım yani. Ben bunları yaşarken ufaklık da artık epey büyüdü, ultrasonda izlerken içimde böyle bir canlı olduğuna hala inanamıyorum :)

Veee artık en merak ettiğim soruyu da kesin şekilde öğrenmiş bulunuyorum, hamile kaldığım ilk günden beri kafamda sürekli kız mı yoksa erkek mi sorusu vardı. Benim gönlümden geçenin kız olduğunu söylüyordum sürekli ve Allah gönlüme göre verdi :) Evettt minik bir KIZ geliyor ailemize. Dilerim sağlıkla kucağımızda görmek nasip olur.

Son günlerde hayatımdaki çoğu şey de bebekle ilgili olarak değişti. Okunacak bir çok kitabım vardı ama onları bir tarafa bırakıp, hemen aşağıda görülen 5 kitabı sipariş ettim ve en üsttekinden okumaya başladım. Dr.Harvey Karp'ın dünya çapında çok ses getiren ve bir çok anne tarafından şiddetle tavsiye edilen bir kitabı. Orjinal adı "The Happiest Baby On The Block"

Yahudi Soykırımı Hakkında Bir Kitap ve Bir Film

8/23/2012
Nazi dönemi Almanya'sı ve soykırımla ilgili kitap ve filmler beni o kadar etkiliyor ki uzunca bir süre Schindler'in Listesi filmini bile izleyemedim. Ama yavaş yavaş aşıyorum sanırım bunu, hala içim parçalanıyor o insanların başına gelenlere ama bir yandan da neler olduğunu merak ediyorum. Bu konuda bir film ve bir kitap tavsiyem var ilgilenenler için;

SARAH'S KEY (SARAH'NIN ANAHTARI)

Geçtiğimiz ay Better World Books'tan sipariş verdiğim kitapların arasında "Sarah's Key" kitabı vardı. (Türkiye'de de "Sarah'nın Anahtarı" adıyla bulabilirsiniz) Uzun zamandır konusuyla ilgimi çekiyordu. Aldığım diğer kitapları bir tarafa koyup ilk önce bunu okumaya başladım ve elimden bırakamadım diyebilirim. Gerçekten sürükleyici anlatımı ve değişik kurgusuyla insanı kendine bağlıyor.

Kitabın arka kapağından alıntıyla konusunu kısaca anlatacak olursam:

16 Temmuz 1942, Paris 
Sarah Starzynski,16 Temmuz 1942 yılında Fransız polisi tarafından gerçekleştirilen Vélodrome d'Hiver temerküzü (toplama) sırasında tutuklanan on binlerce Yahudi çocuktan sadece biriydi. Ama o diğer çocuklardan farklıydı. Onun küçücük omuzlarında çok ağır bir yük vardı. Küçük kardeşini evlerindeki gizli bölmeye kilitleyip anahtarı cebine saklamıştı. Birkaç saat sonra geri döneceklerdi nasıl olsa; onları tutuklayan polisler Fransız'dı, Alman değil. Kardeşine söz vermişti, Sarah, geri dönecekti. 

Mayıs 2002, Paris 

Fransız eşi ve kızıyla birlikte Fransa'da yaşayan Amerikalı gazeteci Julia Jarmond, Vélodrome d'Hiver temerküzünün 60. yıldönümü dolayısıyla olayla ilgili bir makale yazmakla görevlendirilir. Fransızların neredeyse hiç yaşanmamış saydığı, yeni kuşağın ise tamamen bîhaber olduğu olayı araştırdıkça bir zamanlar âşık olduğu bu şehrin yaldızları dökülmeye başlar. 


Bu aralar bu diziye bağımlıyım...

8/03/2012

Son dönemlerde izlediğim filmlerle ilgili yazı yazamadım çünkü maalesef film izleyemiyorum bu ara. Sıcaklar yeterince bunaltıcı, bir de oturup tv başında 2 saat film izlemek işime gelmiyor.

Ama geçen günlerde Cnbc-e de bir diziye rastladım "Rizzoli & Isles" diye ve bir anda bağımlısı oldum :) Cnbc-e'de izlediğim 4-5 bölüm 2.sezonun son bölümleriymiş. Tabii hemen ilk sezon bölümleri temin edildi ve izlenmeye başlandı. Şimdi her boş bulduğum zamanda bu diziyi izliyorum. Hatta geçen haftasonu 5-6 bölüm izledim 2 gün boyunca.

Filmler Filmler

5/29/2012
Uzun zamandır, izlediğim filmlerle ilgili yazmadığımı farkettim, aslında uzun zamandır işte bu dediğim bir film de izlemedim. O yüzden de yazmak gelmedi içimden. Zaten sayfanın sağ tarafında son izlediğim filmleri yazıyorum, ama belki fikrimi de merak edersiniz diye, topluca kısa kısa yorum yapmak istiyorum son 8 film hakkında.

DRIVE (2011)

Konusuna şöyle bir bakıp aksiyon filmi sanmıştım, hatta eşimi de öyle kandırdım, tam senin seveceğin tarzda, bol aksiyonlu bir film dedim. Aksiyonu geçtim film o kadar ağır, o kadar az diyaloglu bir film ki ben nereden öyle bir hisse kapıldım anlamadım.

Bazı kişilerin kült film kategorisine soktuğu, ayılıp bayıldığı bir film olmuş, ben maalesef pek zevk alarak izlemedim. 100 dk lık bir film olmasına rağmen bana 3 saat gibi geldi.

Konusu neydi derseniz; Ryan Gosling dublorlük yapan biri, çok iyi araba kullandığı için geceleri de soygun yapan adamlara şoförlük yapıyor. Oğluyla birlikte yaşayan komşusu Irene'e aşık oluyor, Irene'in pis işlere bulaşmış kocası hapisten çıkınca, ona yardım etmeye çalışan kahramanımız daha da pis işlere bulaşıyor. Falan filan. Çok merak ettiyseniz izleyin ama eminim daha iyi filmleriniz vardır izlenecek.