Flamingolar Pembedir

9 Oca 2019

Aslı Perker'le tanışmam 5 sene önce okuduğum Sufle romanıyla oldu. Dikkatimi çekme sebebi ismiydi, mutfakla ilgili kitaplara, filmlere kayıtsız kalamadığım için hemen alıp okumuştum. Çok güzel insan hikayeleri vardı. Severek okuduğumu hatırlıyorum.

Flamingolar Pembe'dir romanını görünce ismiyle kapağıyla aklımı çeldi, baktım yazarı da tanıdık, alıp başladım. Ama ne başlamak, daha 10. sayfaya gelmeden hüngür hüngür ağlarken buldum kendimi. Çok hassas yerimden vurdu beni... Her anne gibi aklımdan sürekli uzaklaştırdığım o sorulardan biridir, bana bir şey olursa kızım ne yapar, nasıl bir hayatı olur gibi (Tahtaya vuruyorum şu anda). Bu roman o noktaya dokunuyor hem de ne dokunmak.

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor,

Altı yaşındaydım; çok karlı bir gece, Kars’ta, gece saat 3’te annem başka bir arabaya bindi ben başka bir arabaya. Onlar öndeydi, biz arkada. Kırmızı ışıklarını takip edecektik ve böylece bilecektik. Neyi? Güvende olduklarını, yaşadıklarını... Kırmızı ışıklar gözden kayboldu, tedirgin oldum, küçücük yaşıma rağmen anladım, ama sanki boğazıma bir şey geldi oturdu, konuşamadım. Ne çırpınabildim ne ağlayabildim. Ve bu konuda, o gece hakkında yıllar yılı hiçbirimiz konuşmadık.

"Daha önce anlatmayı denedim, kimse inanmadı. ‘Olamaz’ dediler, ‘uyduruyorsun, hiçbir kız böyle yaşamamıştır, başına da bunlar gelmemiştir’" diye anlatıyor romanın kahramanı karşısındaki bir grup dinleyiciye. Roman boyunca siz de o dinleyicilerden biri oluyorsunuz aslında. Ve gerçekten inanılmaz bir hayat hikayesine tanık oluyorsunuz



Kars-İzmir yolunda, üzerinde iki tabut taşıyan bir otobüste, yanında dayısı ile yolculuk eden 6 yaşındaki bir kız çocuğu kahramanımız.

Dayısının taktığı isimle tanıyoruz küçük kızı "Bahriyeli"... Anne ve babasının acısı içinde büyürken o da dayısıyla birlikte bir hayatın içinde yeniden doğuyor. Hayatındaki tek kadın figürü anneanne, bu  elim kazadan sonra kendini tamamen kapatıyor, öldüğü güne kadar da odasından çıkmıyor.

Bahriyeli, dayısıyla birlikte annesinin adını verdikleri kayıkta, deniz kenarında geçiriyor günlerini, tek hayalleri bir katamaran inşa etmek. Hiç bir kıza, hatta yaşıtı olan hiç bir çocuğa benzemiyor, bambaşka bir dünyası var onun. Özellikle kayık metaforu müthiş, annesinin adını verdikleri kayık aslında annesinin rahmini temsil ediyor, kız kötü zamanlarında gidip kayığın içine yatıyor, bir anlamda annesine sığınıyor.

Roman boyunca, Bahriyelinin içinde büyüttüğü duyguları, ruh halini, hislerini o kadar güzel anlatıyor ki yazar, içim sızım sızım sızlıyor, o kızı alıp bağrıma basmak istiyorum. Bir yandan da yazarın anlatım diline hayran kalıyorum.

Mutlaka okuyun diyemem, kolay bir roman değil. Ama ben çok severek okudum, yer yer gözyaşları yer yer tebessümle. Hatta Aslı Perker'in diğer romanlarını da okunacaklar listeme aldım.


PRINT RECIPE

2 yorum

  1. Hemen kitapyurdundaki sepetime ekliyorum öyleyse..sevgiler

    YanıtlaSil

© Özge'nin Oltası - Tam Ölçülü TariflerMG Studio