Top Social

Lâ: Sonsuzluk Hecesi

4/30/2019
nazan bekiroğlu
Bugüne kadar okuduğunuz hiç bir kitaba benzemeyen, okurken daha çok okumak isteyip, bir yandan da bitmesin diye ağırdan alacağınız bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Roman desen roman değil şiir desen şiir değil. Ninni tadında bir masal sanki, okurken bile kendinizi kaptırıp kelimeleri bir ahenk içinde okuyorsunuz.

Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı romanını okumuştum yıllar önce, anlatım tarzına, kelimeleri kullanışına hayran kalmıştım da nedendir bilinmez tekrar bir romanını okumak kısmet olmadı. Sonra La çıktı karşıma, biraz hakkında yazılan yorumları okudum, acaba dedim sıkılır mıyım, bir başlayayım yine de.

Sıkılmak ne kelime, elimden bırakmak istemedim, bir yandan da bitmesin, içime sindire sindire okuyayım derken, iki arada bir derede neredeyse her bir satırın altını çizerek okudum.

Peki ne anlatıyor derseniz, İnsan oğlunun yaradılışından başlayıp, Adem ile Havva'nın aşkına, yasak elmayı ısırıp dünyaya sürgün edilişlerinden, Habil ile Kabil arasındaki savaşa kadar, insana dair tüm duygular, tüm zaaflar, isyanlar, şeytanın insanoğluna yaptıkları öyle bir anlatılıyor ki, sürekli kendinizi sorgulayıp, kendi içinize dönüp bakıyorsunuz roman boyunca. Anlatmakla anlaşılacak gibi değil, tadı damağınızda kalacak, dönüp dönüp okumak isteyeceğiniz bir roman bu.

Okurken düşündüm de hep kulaktan dolma Adem ile Havva bilgisi var hepimizde ama detayını hiç okumamışım, hiç bilmiyormuşum meğer ilk yaratılışını, şeytanın neden Adem'e düşman olduğunu, Havva'nın nasıl yaratıldığını, yasak elmanın yenmesini, hele ki dünyaya ilk indiğinde Adem'in yaşadıkları, hem büyük merakla okudum, hem de bunca zaman neden hiç merak edip araştırmadığıma şaşırdım.

Ben o kadar çok cümlenin altını çizmişim ki, aşağıya bir kısmını yazıyorum, böylece kitap hakkında bir fikir vermiş olurum :)


Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum. 
Sonra döndü Âdem’e, aklına bir şey gelmişti. 
Sesi, bengisular gibiydi. 
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun. Durdu, aklından yeni bir şey geçti. 
Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun. 
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun. 
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın. 
Bir “ile” koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.

Âdem onun yurduydu. O neye adım atsa Âdem'e doğru, Âdem ona doğruydu. O varsa her şey tamam. O yoksa Âdem eksikti. Aralarındaki bir eksiklik tamlık ilişkisi. Ne eksikse Âdem'de Havva'da o fazla. Ne fazlaysa Âdem'de Havva'da o eksikti.

Ayrı ayrı da güzellerdi. Fakat bir araya gelince bir başka güzellerdi.

Ancak çok büyük bir suçu paylaşanların duyabileceği bir yakınlıklar yakındılar şimdi. Yasak meyvenin tadıyla tatlanan Havva, Âdem kadar suçlu, Âdem kadar suç ortağıydı. Âdem de ancak Havva kadar suçlu, Havva kadar suç ortağıydı. Tek nefisten yaratılmış, tek candan ayrılmışlardı. Suç onları birleştirdi. İkisi bir kez daha tek nefiste bir'leşti.

Bana bu kelimeleri Sen verdin. Sonra beni bu kelimelerle itham ettin. Beni topraktan yarattın, hamuruma nefsimi kattın Sonra tuttun beni nefsimle sınadın. Hevesli kıldın da beni, heveskarlığımı suçladın. DİYEBİLİRDİ. AMA DEMEDİ

Bildi ki kötülüğün sebebi yok sadece bahanesi var ve şeytan kötülüğün sebebi değil bahanesiydi.

...üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için: 
Bir: Kelimeler İki: Aşk Üç: Annelik duygusu. 
Kelimeleri Âdem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı. Ama aşk çok ağırdı. İkisinin de, aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü. Yarısını Âdem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı. Öyle sert düştüler ki dünyaya, bu fenaya, Âdem'in dizlerinin bağı çözüldü, ciğerleri yandı. Nutku tutuldu. Üçüncü defa, bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu. Sonra bir kısmını hatırladıysa da o bir kısmını kıyamete değin unuttu. 
Aşk? Daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü. Kabına sığmamıştı. Bir yarısı yollarda kayboldu. Getirebildikleri ancak öbür yarısıydı. O gün bu gün yeryüzü kelimeleri yetersiz, aşk bu dünyada kusurlu. 
Annelik duygusu? Havva'nın cennet duygusu. Gönül evinde, kadın bedeninde, tastamam duruyordu.

Cennetin bir yitik olduğu doğruydu lakin şu koca dünya da bir ceza yeri değildi. Sadece muazzam oluşta bir sınav yeri.

Şu dünya alemin türlü suret ve haksızlıklarına, iyiliği ve merhameti sonsuz olan Tanrı'nın kötülüğü neden yarattığına dair bilgiyi Kelimeler Kitabı'na baktı, sınav sözcüğünün içine sığdırabildi. Cennetin yasak meyvesi? Bir şey değil. Dünya, Âdem'in en sert sınanacağı yer olarak kayıtlara geçti.

Her şey senin için yaratıldı ama dikkat et sen her şey değilsin. 
Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin. 
Yeterli sayıyorsun kendini kendine. Oysa hiç yeterli değilsin. Muhtaçsın, ihtiyaçsız değilsin. 
Her şey senin emrinde doğru, ama amirliğe kalkışma. 
Bil ki kalıcı değil geçicisin, sahip değil misafirsin. Sabit değil iğretisin. 
Her ne var ki sende, ödünçtür, senin sanma Şımarma. 

Eğer unutmak olmasaydı Havva ve onun soyundan gelen hiçbir kadın bir daha asla, ikinci bir çocuk doğurmayı, canından can kopartmayı, kanından kan boşaltmayı göze alamazdı. Lakin geçen zamanın üzerinde unutuş vardı.

Oğul, dedi Âdem, cehennem sen inansan da var inanmasan da. İçimizde ve dışımızda, bu dünyada ve o dünyada, ateşi olsa da olmasa da, senin zannettiğinden de benim hayal ettiğimden de çok başka. Demem o ki senin inanmayışın onun var olduğu gerçeğini değiştirmez. Sen bilsen çoğalmaz, bilmesen yok olmaz, eksilmez.

Sen böyle anlatırken inanacağım geliyor amma dedi, gerçek, yalnızca mantığımın kavradığı, bilmek sadece aklımın aldığıdır. Bütün bu anlattıklarını aklım almıyor. Aklım almadığında ise aklımı yalanlamaktansa ey baba, seni yalanlamak işime geliyor.

...Ama gel, varsayalım ki kaderin böyleymiş, o zaman da kaderine koşma. Kaç ondan, kaçamasan da. Kaç, ölü dağlardan kaçan bulutlar gibi kaç, kaçmak için attığın her adım seni kaderine yakınlaştırsa da. Acını bilincinle buluştur. Kaderinin, hiç olmazsa elinde kalan kısmını zorla. Bunun adı niyet ve gayret. Kader dediğin bu işte. Çünkü kaçmak: Niyet. Adım: Gayrettir. İnsanın gayreti ve niyeti içindeki Tanrı nefesinin iradesidir. Tanrı nefesi içindeyse, adımların da artık senindir.


Post Comment
Yorum Gönder