Khaled Hosseini'nin adını ilk kez "Uçurtma Avcısı (The Kite Runner)" filmini izledikten sonra duydum. Film Afgan kökenli yazar Khaled Hosseini'nin çok satan aynı adlı ilk romanından uyarlamaymış, oldukça etkileyici, insanın midesine yumruk yemiş gibi hissettiren bir filmdi. Uzun süre etkisinden çıkamadığımı hatırlıyorum.
"Bin Muhteşem Güneş" de yine aynı yazarın çok konuşulan ve sevilen romanı. Geçtiğimiz hafta elimden bırakmadan okudum diyebilirim.
Kitabı okumadan önce, Afganistan'ın bende yaptığı çağrışımlar ikiz kulelerdi, Talibandı, Bin Ladindi, bombalardı ama insanlar değildi, kadınların çektiği sıkıntılar değildi. Kitapta, Afganistan'ın 70'li yıllarından başlayarak günümüze kadar gelen tarihi boyunca, birbirinden çok farklı şekilde yetişmiş iki kadının Meryem ve Leyla'nın hayatlarına tanık oluyoruz. Bir şekilde kesişen hayatlarına... Sovyet işgalini yaşıyoruz, siyasi oyunları, yoklukları, evlerin üzerine düşen bombaları, ölümleri, kadınların yaşadığı eziyetleri. Taliban'ın yönetime gelmesiyle birlikte yanlarında erkek olmadan evden dışarı bile çıkamayan kadınları...