Bir dönem çok sık yaptığım son yıllarda nedense aklıma gelmeyen kremalı fırın patates tarifini Gökçe sayesinde tekrar yaptım. Geçenlerde Gökçe bana kremalı patates videosu gönderip bundan yapsana dedi, blogda çok eskilerde tarif verdiğimi sanıyordum bir baktım ki hiç paylaşmamışım. Aslında eskiden çok yapardım ama demek ki hiç fotoğraf çekmemişim .
Hemen kolları sıvadım, yapmışken bir de reel çekeyim tam olsun dedim. Zaten yapması da kolay, şipşak hazır oluyor. Gökçe bayıla bayıla yedi. Kremanın girdiği şeyin lezzetsiz olma şansı yok. Yanına da köfte kızarttık oh mis gibi menü oldu. Siz de uzun zamandır yapmadıysanız yapın ve afiyetle yiyin.
Genel olarak kabağı yemek olarak tercih etmiyorum, meze olarak severim ya da çıtır kabak mesela harikadır, tabii en güzel hali kabak mücver :) Yemek olarak da sadece kabak sandal yaparım ama zeytinyağlı kabak tercihim değildi, taa ki bu tarifle tanışana kadar :)
Yaparken de pek bir beklentim yoktu, yapılışı kolay olduğu için bir deneyeyim dedim. Az malzemeli ve yapması kolay bir tarif. Sonucu beni çok şaşırttı, beklentim düşüktü evet ama bu kadar iyi olacağını asla tahmin etmiyordum. Yaptığım gibi bitti ve ben 3 gün sonra tekrar yaptım öyle söyleyeyim :)
Ispanak kavurmayı herkes bilir ama içine mantar eklenince lezzetinin katlandığını şimdi öğrenenler olabilir :) Bu tarifi sanırım pandemi zamanı sevgili Aydan Üstkanat'ın yaptığı bir yarışma için hazırlamıştım. Bir yoğurt markasıyla birlikte düzenlemişlerdi. Süzme yoğurtlu bir şey hazırlanacaktı.
Ben de böyle bir şey yapıp katılmıştım. Yarışma sonunda seçilen tariflerle bir yemek kitabı hazırlandı yanılmıyorsam, ne yazık ki bu tarif seçilemedi ama ben mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Pratik ve lezzetli oluyor. Yılbaşı sofrası için ne yapsak diye düşünenlere fikir olsun istedim.
Şu hayatta en sevdiğim yemek etli yaprak sarma olabilir. Rahmetli anneannemin tabiriyle fındık dolma. Çünkü anneannem minik minik sarardı, biz çocukken fındık dolma derdik, öyle de kaldı adı. Yıllarca kendim yapmayı denemedim. Anneannem geldikçe sarardı bir tencere, ya da biz gittiğimizde mutlaka yapardı yerdik. Ben beceremezmişim gibi gelirdi.
Pandemide yaşlılık sebebiyle rahatsızlıkları artınca annemde kaldı uzunca bir süre, o ara bir yerden salamura yaprak almıştım 3 kilo, anneanne dedim çok güzel yaprak aldım, saralım beraber, bana da öğret nasıl yapıyorsun. Bir gün oturduk anneannem, annem, Gökçe, ben güle oynaya sardık yaprakları. Aşağıdaki fotoğraf hatıra kaldı. Aylar sonra buzluğa attığım bir pişirimlik yaprağı bulduğumda anneannem artık aramızda değildi, çok tuhaf olmuştum pişirip yerken.
Yaz sıcakları bastırınca insanın canı hafif yemekler istiyor, işte bu zeytinyağlı kabak da tam bir yaz yemeği. Ben aslında kabağı bu şekilde hiç yapmazdım, genellikle fırında peynirli kabak sandal ya da kıymalı graten şeklinde yaparım. Geçenlerde arkadaşım bu şekilde çok güzel oluyor diye anlatınca dur ben de deneyeyim dedim.
Aslında hiç de lezzetli olacağını düşünmemiştim, kabak bana çok yavan, tatsız gelir genellikle. Ancak beşamel soslarla peynirlerle bir şeye benziyor diye düşünürdüm. Ama yanılmışım :) Bol zeytinyağ ve lezzetli domateslerle pişince, çok da keyifle yenen hafif bir yemek çıktı ortaya. Özellikle dolapta bir gün dinlenince harika oluyor.
Çocukluğumdan beri en sevdiğim sebze taze fasulyedir, Gökçe'nin de şu anda yediği tek sebze. Evet maalesef sebze yemiyor, evde sürekli sebze pişmesine rağmen alıştıramadım. Büyüdükçe yiyecektir diyerek içimi rahatlatıyorum :)
Ben taze fasulyeyi kıymalı da çok severim ama yine Gökçe'nin kıymalı yemek yememesi yüzünden sürekli zeytinyağlı pişiriyorum. Neredeyse yaz boyunca, bir hafta pişmese öbür hafta pişer. Geçenlerde 1 kilo fasulye almıştım, ayıkladıkça gözüme çok geldi 250-300 gramını ayırdım başka bir şey yaparım diye. Ertesi gün karşıma sevgili Nilay'ın (Mutfak Sırları) taze fasulye borani videosu çıkınca tamamdır dedim, bunu mutlaka denemeliyim.
Kerevize dair ilk hatırladığım anım şu, 5-6 yaşlarında falanım sanırım, rahmetli anneannemdeyiz, ben yemek konusunda biraz mızmızım ve anneannem kerevizi bana yedirebileceğini iddia edip benim haberim olmadan patates yemeğinin içine katıyor, ve ben tabii ki ağzıma kereviz gelince kıyameti koparıyorum :)))
Ondan sonra da yıllarca kerevizle yakın bir ilişkim olmadı, ilerleyen yaşlarda yoğurtlu kereviz salatasının müptelası oldum ama ilişkimiz daha ileri gidemedi. Kışın neredeyse her hafta 1-2 kez kereviz salatası yaparım yemeğin yanına, dolayısıyla her zaman dolabımda kereviz bulunur, hatta çat kapı arkadaşım gelse, fırına buzluktan börek atılır ve 2 dakikada kereviz salatası da hazır olur :)
Balkabağı ile yıllardır kekten kurabiyeye bir çok tarif yapıp paylaştım. Çevremdeki kişilerin de balkabağı denince ilk aklına gelen kişi oldum :) Bir kaç yıl önce, bir arkadaşım, "balkabağı sinkonta diye bir şey yedim harikaydı onu mutlaka dene" dedi.
İlk kez o zaman duydum sinkonta adını. Hemen internete girip baktım nasıl bir şeymiş diye, fırında pişen, soğanlı, baharatlı bir Girit yemeğiymiş. Nedense yapmaya ikna olmadım, sanki tuzlu hali güzel olmayacak gibi geldi. Her zamanki gereksiz ön yargılarımdan biri işte :)
Daha önce enginar kalbi dışında enginarla bir şey yapmışlığım yoktu. Enginarçiçeğiçeşme'den hediye gelen bebek enginarları görünce aaa bunlar nasıl pişirilise güzel olur acaba diye düşündüm. Sonra biraz internette yerli yabancı tarifleri inceledim. Yabancı bir blogda aynen böyle fırında pişirilmiş ve bir sosa bandırılan halini gördüm.
Oradaki tarifi hatırlamıyorum, çünkü farklı baharatlar ve değişik bir sos yapmışlardı aklımda kalmadı. Ama ilham oldu diyebilirim. Bir pazar akşamüstü, karnım acıkınca kendime kadar küçük bir fırın kabında yaptım, fotoğrafını çektikten sonra afiyetle yedim :)
Özge'nin Oltası'na hoşgeldiniz... Pratik ve sonucu garantili tarifler arıyorsanız doğru yerdesiniz. Tariflerin yanında okuduğum kitapları, izlediğim filmleri kısaca hayat denizinde oltama takılan herşeyi paylaşıyorum. Umarım siz de seversiniz.