Eve gidince ben bunu bir denemeliyim diyerek, adadan dönerken merkezdeki peynirciden kelle peyniri aldım, adada yapılan peynirli patlıcanlarda bu peynir kullanılıyor, diğer bir adı da mihaliç peyniri. (İstanbulda büyük marketlerde satılıyormuş duyduğum kadarıyla). Nasıl bir peynir derseniz, sert ve tuzlu ama ben orta tuzlu olanını aldım. Eski kaşar, İzmir tulumu arası bir peynir denebilir.
Herkes kışın kilo alıp yaz başı rejimlere başlarken, ben de yazın ipin ucunu kaçırıp, biraz frene basayım dedim :) Tabii sadece kilo değil sorun, karbonhidratı daha doğrusu glutenli gıdaları abartınca hashimoto teşhisiniz de varsa biraz sıkıntı oluyor. Geçen gün yine ofise giderken simit almış çayla yerken, dedim ki şu sabah yediklerime bir alternatif bulmam lazım yoksa sonum iyi değil :)
Geçtiğimiz gün dolabı düzenlerken baktım bir kenarda bir kase siyah zeytin kalmış. Çok sevilmediği için yenmemişti. Ben de o çok sevdiğimiz zeytinli kıtır poğaçayı yaparken kullanıyordum bu zeytini.
Yine aynı amaçla tezgaha çıkardım, sonra durdum ve başka bir şey yapsam da blog için de tarif mi çıksa acaba diye düşündüm :) Ne olabilir derken, kapya biberler gözüme takıldı ve tabii kahvaltıdan kalmış peynirler de olaya dahil olunca aklıma tuzlu kek yapmak geldi.
Bugün harika bir ekmek tarifi vericem size. Bir kez yaparsanız, sonrasında da sürekli yapacağınıza eminim. Çünkü gerçekten hem kolay hem de yemeye doyamayacağınız bir ekmek oluyor.
Tarifin adına bakıp çek kopar ekmek de nedir diyorsanız açıklayayım, Amerika'lıların pull apart bread teriminin bizdeki en uygun karşılığı çek kopar ekmektir diye düşündüm. Neden böyle deniyor? Çünkü bu ekmek minik minik toplar halinde kalıba konuyor ve piştikten sonra koparınca poğaça gibi lokmalık şekilde ayrılıyor. Elinizle kopararak yiyorsunuz.
Çok uzun zamandır denemek istediğim bir şeydi galette. Galette de nedir diyorsanız, Fransız mutfağından tart türevi bir hamur işi diyebiliriz. Tatlısı da oluyor tuzlusu da. Ama sıklıkla karşımıza meyveli galetteler çıkıyor.
En güzel yanı tart kalıbına falan ihtiyaç yok, öyle kenarları düzgün olsun, tart kalıbına koyup üstünde ağırlıkla önceden pişireyim falan derdi de yok, hamuru açıp, malzemeyi koyup, kenarını kıvırıyorsun oluyor.
Bizim evde haftada en az 2 kez pankek pişer. Çok sevdiğimden değil, Gökçe kahvaltıda illa ki pankek ya da krep yemek istediğinden :) Ve ben o kadar bıktım ki neredeyse bir tane bile yemiyorum artık. Normalde pankek reçelle, çikolayla falan yenir, tatlıyla aram olmadığından bana pek cazip gelmiyor.
Bu haftasonu yine Gökçe'ye pankek yaparken aklıma geldi, yarısını ayırıp kendime de tuzlu pankek yaptım :) Tam benlik oldular. Yanında domates ve çayla bir güzel yedim.

Özge'nin Oltası'na hoşgeldiniz... Pratik ve sonucu garantili tarifler arıyorsanız doğru yerdesiniz. Tariflerin yanında okuduğum kitapları, izlediğim filmleri kısaca hayat denizinde oltama takılan herşeyi paylaşıyorum. Umarım siz de seversiniz.